Hacked By BALA SNIPER

Hacked By BALA SNIPER

Bir Takım Diziler

tv

İçimde duracağına “patlatayım daha iyi” deyivererekten yazmaya girişmiş olduğum bir gerçekliktir. Niye kendi kendime söyleniyorum ki, yazayım belki bir işe yarar, değil mi? İşe mi yarar , eleştirir misiniz, bana ağzınıza geleni sayar mısınız, yoksa bu kız doğru söylüyor mu dersiniz orasını bilemeyeceğim ama şunu çok iyi biliyorum: Sinir beni boğuyor..!

Evet, neye sinirlendiğimi yazarak konumuza da ufaktan bir giriş yapayım. Malum yaz ayları içerisindeyiz. Sıcak, deniz, kum, gezmeler, tozmalar ve tabi ki yazın olmazsa olmazı yaz dizileri. Bu aşk dolu dizilerde işlenen hikayelerin ve özellikle kadın-erkek ilişkilerinin nasıl yansıtıldığına dair bazı şikayetlerim var.

Buyurunuz başlayalım: Sonraki Sayfa »

Aşık Olmak İstediğim Kim?

The One I Love

Aşk… Nasıl bir şey olduğunu henüz bilmeyenin de, acısını çekenin ya da en güzelini zaten tadanın da her zaman yaşamak istediği bir duygu. Peki aşık olduğumuz kişi gerçekte kim? Kusurlu yanlarını görmezden geldiğimiz kişi mi yoksa, hayalimizdeki kişiye benzetmeye çalıştığımız mı? Gerçekten aşkın gözü kör mü?

Birine aşık olduğumuz ilk an, onu aslında en az tanıdığımız an. Belki bir bakışı, bir gülüşü, bir sözü ya da bir hareketi bizi kendine çeken. En saf, en temiz, en samimi haliyle… Ama ne zamanki onun dünyasına giriyor ve onu daha yakından tanıyor insan, işte o zaman başlıyor karşısındakini de değiştirmeye, hayalindeki kişiye dönüştürmeye, sahteleşmeye. Peki ya seçme şansımız olsaydı? En saf haliyle sevdiğimiz kişiyi mi seçerdik yoksa, her zaman hayalini kurduğumuz kişiye dönüşeni mi? Sevdiğinin özünü kaybettikten sonra aşktan bahsetmek ne kadar doğru olur bilemiyorum.

Sonraki Sayfa »

Başarı Hırsın Pençesinde: Whiplash

1

Başarı, herkesin günün birinde yakalamak istediği bir şey. Bu isteği kamçılayan ise hırs, rekabet duygusu ve belki de kıskançlık. Her üçü de birbirini körükleyen hisler. Bunlardan hırs ise, en güçlü olanı. Birçok insanın içinde barındırdığı ve çoğu kez de onları başarılı olmaya iten bir duygu. Tabii kontrol etmeyi becerebilirlerse… Eğer kişi hırsın kendini ele geçirmesine izin verirse işte o zaman başarının kaynağı olmak yerine, dibe çökme sebebi olabilir.

Bazı meslekler katı disiplinleri ve mükemmeliyetçi yapılarıyla kişileri başarıya ulaştırırken, psikolojik yönden de dibe çekebiliyor. Yoğun çalışma saatleri, meslektaşlarıyla yarattığı rekabet ortamı, her zaman en iyi ve başarılı olma arzusu kişiyi günden güne çevreye karşı körleştirip hırçınlaştırıyor. Gözleri yalnızca işi görmeye başlıyor. İşi hayatına göre yönlendirmek yerine hayatını işe göre yönlendiriyor.

Sonraki Sayfa »

Acının Bedeli: Pieta

1111

Güney Koreli yönetmen Kim ki Duk’un son filmi Pieta (Acı 2012) yarı belgesel yarı kurmaca bir film olma özelliğini taşıyor. Güney Kore’de yer alan Cheonggyecheon bölgesinin sosyal ve ekonomik manzarasının gözler önüne serildiği filmde değişen dünya düzeni ve bu düzenin içinde insan yaşamının değerinin ne olduğu hakkında sorular yöneltiliyor. İntikam, acı ve sevgi gibi duyguların iç içe geçmesi durumuna bir örnek olan film; temelde bölgedeki mimari ve ekonomik değişimin, yaşamlarını buradaki şartlara göre sürdüren insanlara etkisini ele alıyor.

Sonraki Sayfa »

Sinema Salonlarından Oturma Odalarına

Kelebeğin Rüyası Film izlemenin giderek bireysel bir etkinlik haline dönüştüğü ev sinema sistemleri çağında, seyirciyi sinema salonlarına çekmek, onu o büyük perdenin önünde saatlerce tutmak ve izlediği şeyden hoşnut kalmasını sağlamak oldukça güçleşti. VHS kasetler ile başlayan evde film izleme süreci; VCD, DVD, Bluray Disc gibi formatlarla yoluna devam etti ve artık günümüzde sinema, internet üzerinden yasal -ya da yasal olmayan- yollarla satın alınabilen, indirilebilen ve izlenebilen bir “ürün” haline geldi. Sinema ürünlerine erişilebilirliğin bu kadar kolay olması ve ulaşılıp izlenebilecek film sayısının hayal edilemeyecek rakamlara ulaşması seyircide “neden sinemaya gideyim?” düşüncesinin oluşmasına yol açtı. Sinema endüstrisinin bu duruma çözümü, 3 boyutlu filmler, devasa perdeler ve ses sistemleriyle sinema salonlarındaki deneyimi daha benzersiz kılmaya çalışmak oldu.

Sonraki Sayfa »

Kelebeğin Rüyası: Kelebek Bir Rüya Görüyor, Belki De Uyanmak İstemiyor…

kelebegin_ruyasi_poster

Yılmaz Erdoğan’ın senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı Kelebeğin Rüyası, salonlarda ağırlıklı olarak Oscar adayı uluslararası filmlerin ya da ulusal komedi filmlerinin yer aldığı şu günlerde gösterime girdi. Gösterime girmeden çok önce hakkında yazılıp çizilmeye başlanan filmi bir de “SetAmiri”nin gözünden incelemek ve çözümlemek istedik.

Zonguldaklı iki genç şair  Rüştü Onur (Mert Fırat) ve Muzaffer Tayyip Uslu’nun (Kıvanç Tatlıtuğ ) veremle olan savaşlarını aşk ve şiire tercih etmelerini, karşılığında sadece sevgilerini ve şiirlerini bırakarak bu dünyadan genç yaşta göçüp gitmelerini anlatan film, dönem filmi olarak dikkatleri üstüne çekiyor. Zonguldak’ta memurluk yapan iki genç şairin kendilerini kanıtlama isteklerini yönlendiren Behçet Necatigil (Yılmaz Erdoğan), şairliklerini ispat etmeye çalıştıkları Suzan (Belçim Bilgin) ve aşka dair fedakârlıklarını gösterdikleri Mediha Sessiz (Zeynep Abdullah), filmin aşk, şiir ve ölüm üçgenin oluşmasında bağları kuvvetlendiriyor. Film sadece bu döngüler içinde oluşturulmamış; 1940’ların Türkiye yaşantısı, tek partili dönem, halk evleri ve kömür işçileri hakkındaki bir dönemi içselliğiyle bizlere yansıtmış.

Sonraki Sayfa »